👯 Eşe Karşı Basit Yaralamada Beraat
Basit yargılama usulü, yaş küçüklüğü , akıl hastalığı , sağır ve dilsizlik hâlleri ile soruşturma veya kovuşturma yapılması izne ya da talebe bağlı olan suçlar hakkında uygulanmaz (CMK m.251/7). Basit yargılama usulü, bu kapsama giren bir suçun, kapsama girmeyen başka bir suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde
Savcı, tarafların "Eşe karşı basit yaralama" suçundan ise 6'şar aydan 1 yıl 6'şar aya kadar hapislerini talep etti. "OLAYI DRAMATİZE ETMEYE ÇALIŞIYOR" Mütalaa üzerine söz verilen Özer Hurmacı, "Karşı taraf olayı dramatize etmeye çalışıyor. Karşı taraf başından beri beni yeterince karaladı. Mağdur olan benim.
Darp edilen eşe suç duyurusunda bulunulmuştu. Ercüment T. Aralık 2018’de eşini darp etmesi nedeniyle Bakırköy 40’ıncı Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen ‘eşi kasten yaralama ve tehdit’ suçundan yargılandığı davada ‘basit yaralama’ suçundan altı ay hapis cezasına çarptırılmış, cezası ertelenmiş ve ‘hakaret ve tehdit’ suçlarından beraat etmişti.
Av Eda Yıldırım İlhan Hukuk Bürosu. August 19, 2020 ·. Basit yaralama suçu eşe karşı işlenirse cezası ne olur? Eşe karşı yaralama suçunda mağdur eş şikayetten vazgeçebilir mi? Şikayetten vazgeçerse ne olur?
Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur. (3) Kasten yaralama suçunun; a) Üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe karşı,
Eşebasit tıbbi müdahale ile giderilebilecek yaralamanın cezası nedir? Yaralama suçunun eşe karşı işlenmesi halinde; söz konusu şikayete bağlı olmayacaktır. Ve bu halde verilecek ceza yarı oranında artırılacaktır. TCK 86/2 kapsamında beraat kararı alınabilir mi?
Cezalandırma kararının somut delillerle ispat edilmesi gerekirken, müvekkilime isnat edilen suç bakımından herhangi bir somut delil bulunmamaktadır. Müvekkilimin beraat etmesi gerekirken hakkında cezalandırılma hükmü verilmesi yasaya aykırıdır.
Yazımızda eşe karşı basit yaralamada beraat kararı verilmekte midir? Eşe karşı basit yaralamada şikayetten vazgeçme halinde ceza davası düşer mi?
kişiüzerindeki etkisinin basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur. (3) Kasten yaralama suçunun; a) Üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe karşı, b)
adfw8UD. BAŞAKŞEHİR'de geçen yıl boşanma aşamasındaki eşi Merve .T.'ye 32 cinsel saldırıda bulunduğu iddiasıyla yargılanan 32 kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden beraatine karar verildi. Merve T. davanın ardından yaptığı açıklamada her geçen gün kadına karşı cinayet ve şiddetin arttığını belirterek, "Sanıklara böyle beraat kararı verilmeye devam edildiği sürece maalesef biz bunların önünü alamayacağız. Sonuna kadar mücadelemizi sürdüreceğiz" dedi."SANIĞIN EN AĞIR CEZAYI ALMASINI TALEP EDİYORUM"Bakırköy 16. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya tutuksuz sanık ve müşteki Merve T. ile taraf avukatları hazır bulundu. Merve T. şikayetinin devam ettiğini belirterek, "Aylarca sığınma evinde kaldım. Çocuğum psikolojik tedavi görüyor. Sanığın en ağır cezayı almasını talep ediyorum" BERAATİNİ İSTEDİDuruşma savcısı esas hakkındaki mütalaasında, sanığın atılı suçu işlediğinin sabit olduğunun anlaşıldığını belirterek, "Cinsel saldırıö suçundan 12 yıldan az olmamak üzere cezalandırılmasını talep etti. Sanık "Ben suçlamayı kabul etmiyorum. Beraatime karar verilsin" diye BERAATİNE KARAR VERDİDavayı karara bağlayan mahkeme heyeti, sanık "Eşe karşı cinsel saldırıö suçunu işlediği yönünde mahkümiyetini gerektirir her türlü şüpheden arındırılmış kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden beraatine karar verdi. İddianamede cinsel saldırı suçundan 12 yıldan az olmamak üzere hapis cezası isteniyordu."SONUNA KADAR MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ"Davanın ardından açıklama yapan Merve T., her geçen gün kadına karşı cinayet ve şiddetin arttığını belirterek, "Sanıklara böyle beraat kararı verilmeye devam edildiği sürece maalesef biz bunların önünü alamayacağız" dedi. Merve T. karara itiraz ederek İstinaf Mahkemesi'ne taşıyacağını ve hakkını aramaya devam edeceğini ifade ederek, "Sonuna kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Savcılık bizim lehimize düşündüğü için aslında mutlu oldum. Mahkeme 'şüphe var' demiş. Bu şüpheleri giderdiğimiz taktirde bizim için maraton hala devam ediyor. Umudumuzu yitirmiyoruz. Ben mücadelemi asla yitirmeyeceğim. İnanıyorum ki buradan mutlaka ceza alacaktır. Umuyoruz ki istinafta haklı bir karar verilir. Bekleyeceğiz göreceğiz" diye Dökümü -Merve T.'nin konuşmasıGenel ve detaylar - İstanbul Demirören Haber Ajansı / Güncel Resmi Gazete Cinayet Saldırı Güncel Haberler
1434 Haber Kaynağı İHA Bakırköy 40. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada müşteki Merve Tula ve taraf avukatları hazır bulunurken, Ercüment Tula katılmadı. Duruşmada söz verilen Merve Tula “Sanığın cezalandırılmasını talep ediyorum Sanığın üç suçu da sabittir. Dosyaya ikmal olmuştur. Sanığın her üç suçtan ayrı ayrı tercihen hapis cezası en üst sınırdan mahkum edilmesini ve tutuklanmasını istiyorum” dedi. Ercüment Tula’nı avukatı Ecem Baydoğdu ise atılı suçlamalara ilişkin herhangi bir delil bulunmadığını söyledi ve müvekkilinin beraatini talep etti. Mahkeme Ercüment Tula’nın tehdit’ ve hakaret’ suçlarını işlediğine dair kesin ve somut delil elde edilemediğinden her iki suçtan beraatine karar verirken, eşine karşı kasten yaralama’ suçundan 4 ay hapis ile cezalandırılmasına karar verdi. Suçun eşe karşı işlenmiş olmasından yarı oranında arttırılarak 6 ay hapisle cezalandırılmasına karar verildi. Önceden kasıtlı suçtan mahkum olması ve suç yeniden suç işlemeyeceği konusunda mahkemeye olumlu kanaat oluşturmadığından Ercüment Tula hakkında verilen ceza ertelenmedi.
Bu yazımızda yer alan konu başlıkları şu şekildedir Basit Yaralama Savunma Dilekçesi 1Basit Yaralama Savunma Dilekçesi 2 Eşe KarşıBasit Yaralama Savunma Dilekçesi 1 ADANA 2. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ DOSYA NO SANIK MÜDAFİİ KONU Dosya kapsamına bir kısım yazılı savunmalarımızın sunulmasından ibarettir. AÇIKLAMALARIMIZ A Müvekkilim hakkında her ne kadar A Asliye Ceza Mahkemesinin A Esas sayılı dosyası ile “ Basit Yaralama“ suçlarına ilişkin işbu yargılamaya konu ceza dosyası açılmış ise de; müşteki-sanık müvekkilin üzerine atılı bulunan suçu işlemiş olabileceğine gösterir dosya ve kapsamında kesin, inandırıcı ve somut herhangi bir delil mevcut değildir. ŞÖYLE Kİ; Dosya ve kapsamında alınan beyanlara bakıldığında müşteki- sanık müvekkilin söz konusu suça ilişkin herhangi bir fiili eyleminin olduğunu gösterir bir beyan mevcut değildir. Bu hususta; -Müşteki- sanık A; müşteki- sanık müvekkilin eylemine ilişkin bir beyanda bulunmadığı gibi, genel olarak beyanlarına bakıldığında müşteki sıfatından ziyade kendi gerçekleştirmiş olduğu eylemleri yokmuşçasına ifade eden beyanlarda bulunmuştur. A YİNE HASTANE RAPORUNUN OLDUĞUNU BEYAN ETMİŞ İSE DE; TARAFIMIZCA DURUŞMA ESNASINDA KENDİNE SORU YÖNELTİLMİŞ VE NİTEKİM BEYANLARI ARASINDA Kİ ÇELİŞ Kİ ORTAYA KONULMUŞTUR. MÜŞTEKİ-SANIK A’nın DARP ALDIĞINI İDDİA EDİLDİĞİ BÖLGELERİ İLE SAĞLIK KURULU RAPORU ARASINDAKİ ÇELİŞKİ NET VE AÇIK BİR BİÇİMDE ORTAYA ÇIKMIŞTIR. SÖZ KONUSU BÖLGELERE İLİŞKİN SAĞLIK KURULU RAPORUNDA HERHANGİ BİR DARP VE CEBİR İZİ MEVCUT DEĞİLDİR. BU DURUM DAHİ OLAYI NET VE AÇIK BİR BİÇİMDE ORTAYA KOYMAKTA OLUP; MÜVEKKİLİN ASLINDA OLAYIN MAĞDURU OLDUĞUNU VE FİİLİ BİR EYLEMİNİN OLMADIĞINI GÖSTERMEKTEDİR. -Yine diğer müşteki-sanık A, müvekkil müşteki Sanık Anın herhangi bir eyleminin olmadığını sayın mahkemeniz huzurunda vermiş olduğu beyanlar ile doğrulamıştır. -Son olarak ise; müşteki- sanık A da, müvekkilim müşteki-sanık Anın herhangi bir eyleminin olmadığını vermiş olduğu beyanlar ile ortaya koymuştur. Yine beyanlarına bakıldığında ortada abartılı bir dille olayın anlatıldığı sabittir. BU ANLATIMLARI DOĞRULAR DOSYA KAPSAMINDA BİR SAĞLIK KURULU RAPORU MEVCUT DEĞİLDİR. YİNE TANIK BEYANLARINA VE DİĞER DELİLLERE BAKILDIĞINDA DA BÖYLE BİR DURUMUN OLMADIĞI NET VE AÇIK BİR ŞEKİLDE ORTADIR. A TARAFLARIN ARASINDA EV TARTIŞMASINA İLİŞKİN BİR HUKUK YARGILAMASININ OLDUĞU GERÇEKLEŞTİRİLEN BU HUKUK YARGILAMASINDA MÜŞTEKİ- SANIK ANIN HAKLILIĞINA İLİŞKİN VERİLMİŞ BİR KARAR MEVCUTTUR. DİĞER MÜŞTEKİ SANIKLAR TARAFINDAN BU DURUMUN HAZMEDİLMEMESİNE BAĞLI OLARAK OLAY OLDUĞUNDAN FARKLI OLARAK GÖSTERİLMEKTE; YİNE BU DURUMA İSTİNADEN DE MÜVEKKİLİM OLAYIN İÇERİSİNE ÇEKİLMEK İSTENMEKTEDİR. *** Dosya ve kapsamına bakıldığında da tanıklar tarafından verilen beyanlar da haklılığımızı ve müvekkilimin söz konusu olaya ilişkin fiili bir eyleminin olmadığını doğrulamışlardır. *** Ceza muhakemesinin temel amacı maddi gerçeği ortaya çıkarmak, uyuşmazlık sonucu verilen kararla işlenen fiil arasında tutarlılığın bulunmasını temin etmektir. Buna göre hakikata ulaşmak için; – İddia edilen fiil işlenmiş midir? – Bu fiilin kanunların öngördüğü ve ceza müeyyidesine bağladığı bir suç mudur? – İşlendiği ve kanunen suç olduğu tespit edilen fiili iddia edilen şahış mı işlemişdir? – Bu fiili işlemiş olan şahıs sorumlu mudur? ***Sorularının yanıtlanması gerekmektedir. Ancak olayımıza bakıldığında müşteki-sanık müvekkilin eylemlerinin bulunmadığı, suça iştirak etmediği, tam aksine olayın mağduru olduğu açık ve nettir. Aksi yöndeki hiçbir iddia maddi gerçeklik ile bağdaşmamaktadır. Tüm bu hususlar bile müvekkilin üzerine atılı bulunan suçtan BERAAT etmesi gerektiğini doğrulamaktadır. SONUÇ VE TALEP Yukarıda açıklamış olduğumuz nedenler ve tarafınızca resen dikkate alınacak olan nedenler ile birlikte; müşteki- sanık müvekkilimin üzerine atılı bulunan suçu işlememiş olması, olayın mağduru oluşu, dosya kapsamında verilen beyanlarda dikkate alınarak müvekkilimin BERAATİNE karar verilmesini saygı ile arz ve talep ederiz. Müşteki- Sanık Müdafi Basit Yaralama Savunma Dilekçesi 2 Eşe Karşı ADANA ASLİYE CEZA MAHKEMESİ’NE DOSYA NO SANIK VEKİL KONU Dosya kapsamında yazılı savunmalarımızın sunulmasından ibarettir. Yukarıda esas numarası belirtilen dosya kapsamında gönderilen ihtarda, beyanda bulunmak için sanığa tebliğ tarihinden itibaren 15 günlük süre verilmiştir. Verilen süre içerisinde yazılı savunmamızı sunmaktayız. Müvekkilim hakkında her ne kadar X Esas sayılı dosyası ile “Basit Yaralama” suçlarına ilişkin işbu yargılamaya konu ceza dosyası açılmış ise de; sanık müvekkilin üzerine atılı bulunan suçu işlemiş olabileceğine gösterir dosya ve kapsamında kesin, inandırıcı ve somut herhangi bir delil mevcut değildir. ÖZETLE Müşteki şikayetinde, X akşamı, Adana İli Seyhan İlçesinde müvekkil tarafından kendisine yönelik olarak çıkan bir ailevi tartışma sonrasında, tartışmanın kavgaya dönüştüğünü ve vücut azalarıyla vurmak suretiyle aralıksız olarak dayak yediğini, söz konusu eylemlerin yaklaşık 1 saat boyunca sürdüğünü, müvekkilden şiddet gördüğünü ifade etmiştir. Söz konusu bu eylemlere yönelik olarak Seyhan Devlet Hastanesinden X tarihinde müştekice rapor alınmıştır. AÇIKLAMALARIMIZ Müvekkil hakkında, Türk Ceza Kanunu 86/2, 86/3-a maddeleri kapsamında Basit Yaralama- iddiasıyla iddianame düzenlenmiş ise de müvekkil hakkında yapılan iddialar asılsızdır. Dosya ve kapsamında alınan beyanlara bakıldığında sanık müvekkilin söz konusu suça ilişkin herhangi SOMUT bir fiili eyleminin olduğunu gösterir bir beyan mevcut değildir. Müştekinin Adana Asliye Ceza Mahkemesi X Esas sayılı dosyasında X tarihli 1. celsede verdiği beyanında “eşim bana yaklaşık 1 saat boyunca şiddet uyguladı” iddiasında bulunmuştur. Fakat şunu ifade etmek gerekir ki bir kimseye bu kadar uzun süre boyunca şiddet uygulanıp da kişide basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek etkiler bırakması pek tabii olağan hayatın akışına aykırıdır. Müşteki tarafından varlığı tartışmalı olan suça konu olan eylemlerin abartı ile söylendiği ve bu eylemlerin bir aslının olmadığı esasen bir gerçektir. Yine müştekinin aynı celsede sanık hakkında “Kendisi defalarca dizleri ile boğazıma bastırarak boğulma tehlikesi geçirmeme neden oldu.” demektedir. Seyhan Devlet Hastanesinin raporu dikkate alındığında müştekinin hayati tehlikesi geçirecek darp izi olmadığı, aksinde batında bir takım ekimozların olduğu anlaşılmaktadır. Fakat müvekkil ağırlığında bir kimsenin defalarca müştekinin boynuna basıp da iz kalmaması yine müşteki tarafından atılan iddiaların asılsız olduğuna bir delildir. Dosya kapsamında bulunan adli muayene raporu incelendiğinde ise baş ve yüz bölgesinde herhangi bir darp izine rastlanmamış olup batın bölgesinde ekimoza rastlanmıştır. Hal böyle iken MÜŞTEKİNİN ÇELİŞKİLİ BEYANLARDA BULUNDUĞU AÇIKÇA ORTADADIR. Kaldı ki adli muayene raporunda bahsedilen ekimozun ne zaman oluştuğu, kaç günlük bir ekimoz olduğuna dair herhangi bir tespit kayıt altına alınmamıştır. Müştekinin şikayetinden önce oluşmuş olan ekimozun darp edilme iddiasıyla adli muayene raporuna yansıtıldığı açık ve net bir şekilde ortadadır. İşbu rapor müvekkilin fiili gerçekleştirdiğine dair KESİN VE SOMUT NİTELİK TAŞIMAMAKTADIR. Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarında hem “hayatın olağan akışına aykırı olma” kavramına hem de şüpheden sanık yararlanır ilkesine, “Ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan “şüpheden sanık yararlanır” temel hukuk prensibi uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılması için, suçun tereddüte yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesi gerekir. Oluş şekli kuşkulu ve tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Yüksek de olsa bir olasılığa dayanılarak sanığı mahkum etmek, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan, varsayıma dayalı olarak hüküm vermek anlamına geleceğini ifade etmektedir. Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 2015/7373 E. 2015/31581 K. tarihli kararı yukarıda ifade ettiğimiz hususları destekler mahiyettedir. “mağdurun ilk ifadesinde, eşinin omuzlarından tutarak kendisini yere fırlattığını söylemesine rağmen yargılama aşamasındaki ifadesinde, eşinin kendisini darp etmediğini belirttiği, alınan adli raporda da, mağdurda darp ve cebir izine rastlanmadığının belirlendiği ve olayın tanık veya başkaca bir delille de doğrulanmadığı, buna göre mağdurun daha sonra vazgeçtiği hazırlıktaki soyut beyanından başka sanığın mahkumiyetine yeter kesin ve inandırıcı delil bulunmadığının anlaşılması karşısında, sanığın, 5271 sayılı CMK’nın 223/2-e maddesi gereğince beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,” Bursa 26. Asliye Ceza Mahkemesi 2020/131 Esas 2020/308 Karar no’lu 10/07/2020 tarihli kararında “Her ne kadar sanık hakkında eşine karşı basit yaralama eyleminde bulunduğundan bahisle kamu davası açılmış ise de sanığın mağdur eşini kasten yaraladığına dair mağdur soyut beyanı dışında mahkumiyetine elverişli her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delillerin dosyaya yansımadığı bu haliyle sanığa isnat edilen kasten basit yaralama suçunun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle BERAATİNE…” şeklinde hüküm tesis edilmiştir. Ceza muhakemesinin temel amacı maddi gerçeği ortaya çıkarmak, uyuşmazlık sonucu verilen kararla işlenen fiil arasında tutarlılığın bulunmasını temin etmektir. Buna göre hakikate ulaşmak için; – İddia edilen fiil işlenmiş midir? – Bu fiilin kanunların öngördüğü ve ceza müeyyidesine bağladığı bir suç mudur? – İşlendiği ve kanunen suç olduğu tespit edilen fiili iddia edilen şahıs mı işlemiştir? – Bu fiili işlemiş olan şahıs sorumlu mudur? Sorularının yanıtlanması gerekmektedir. Ancak olayımıza bakıldığında sanık müvekkilin eylemlerinin bulunmadığı, tam aksine olayın sadece katılanın bir takım gerçeğe uygun olmayan söz ve eylemlerinden ibaret olduğu açık ve nettir. Aksi yöndeki hiçbir iddia maddi gerçeklik ile bağdaşmamaktadır. Tüm bu hususlar bile müvekkilin üzerine atılı bulunan suçtan BERAAT etmesi gerektiğini doğrulamaktadır. Sayın mahkeme tarafından Asliye Ceza Mahkemesi Esas sayılı dosya da müvekkilin göstermiş olduğu tanığın beyanlarına karşı sanık ile müşteki arasında boşanma davalarının olması ve tanığın müvekkilin kızı olması sebebiyle itibar edilmemiştir. Fakat sanık tarafından iddia edilen bütün iddiaların ise doğru olduğu kabul edilerek, üstelik müvekkil hakkında TCK’nın 62/1. maddesi uyarınca takdiren indirim yapılmasına dahi karar verilmemiştir. Sayın mahkemeden müştekinin iddiaları değerlendirilirken de mevcut boşanma davası sebebiyle aralarında ihtilaf bulunan taraf olması sebebiyle katılana yönelik de aynı yaklaşım beklenmektedir. Asliye Hukuk MahkemesiAile Mahkemesi Sıfatıyla X Sayılı boşanma davasında müştekinin müvekkile karşı, evlilikten 1 gün sonra Aile Mahkemesinde boşanma davası açtığı, edebe mugayir hakaretlerde bulunduğu ve taraflar arasında bir takım sorunlar olması nedeniyle aile birliği kurulamadığı yer almaktadır. Bu sebeple müşteki tarafından vaki olduğu iddia edilen eylemler değerlendirilirken taraflar arasındaki hukuki ihtilafların da olduğu göz önüne alınması gerekmektedir. Müvekkil savunmalarında; yaşanan olayı samimi ve dürüstçe anlatmıştır. MÜVEKKİL ALEYHİNE BİR CEZA TAYİNİ YOLUNA GİDİLECEK İSE LEHİNE OLAN TÜM YASA HÜKÜMLERİNDEN VE YASAL İNDİRİMLERDEN YARARLANDIRILMASI TALEP OLUNUR. Taktir Mahkemenize ait olmak üzere; müvekkilin sabıkasız oluşu ve mahkeme huzurundaki beyanları ve diğer takdiri indirim nedenlerinin de göz önünde tutularak müvekkil lehine uygulanması gerektiği kanaatindeyiz. Yukarıda açıklamış olduğumuz nedenler ve tarafınızca resen dikkate alınacak olan nedenler ile birlikte; sanık müvekkilimin üzerine atılı bulunan suçu işlememiş olması, dosya kapsamında verilen beyanlarda dikkate alınarak müvekkilimin beraatine karar verilmesini saygı ile arz ve talep ederiz. SONUÇ VE İSTEM Yukarıda açıklamış olduğumuz nedenler ve tarafınızca resen dikkate alınacak olan nedenler ile birlikte; sanık müvekkilimin üzerine atılı bulunan suçu işlememiş olması, dosya kapsamında verilen beyanlarda dikkate alınarak müvekkilimin BERAATİNE karar verilmesini, aksi kanaate ulaşılırsa, müvekkil hakkında lehe olan yasa maddeleri ile yasal indirim nedenlerinin uygulanmasına karar verilmesini, vekaleten talep ederiz. Sanık Müdafii
KASTEN YARAMA Türk Ceza Kanunun Vücut Dokunulmazlığına Karşı Suçlar başlıklı 86. Maddesinde Kasten yaralama suçu düzenlenmiştir. Maddedeki tanıma göre ;'' Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.'' üzere Türk Ceza Kanunu bir kişinin vücuduna acı verecek şekilde veya sağlığını algılama yeteneğini bozacak şekilde zarar verildiği hallerde bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörmüştür. Kanun burada beden ruh sağlığı açısından kişileri korumak istemiştir. Hem beden hem de ruh sağlığının birlikte bozulması şartı Türk Ceza Kanunu 86. Maddenin 2. Fıkrasında ''Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur'' diyerek fiilin etkisinin basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması durumunda da seçenek ceza düzenlemesine yer verildiği görülür. Hapis veya adli para cezası şeklinde seçenekli bir ceza öngörülmüştür. Ayrıca fiilin etkisi basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafifse suç şikayete tabi tutulmuştur. Şikayet süresi ise 6 aydır. Basit tıbbi müdahale ile giderip giderilmeyeceğinin tespiti ise elbette alınacak olan adli rapor sonucunda belli olacaktır. Basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde olması durumda ise şikayet öngörülmemiş olup savcılık resen yani kendiliğinden takip edileceği için belli bir süre sınırı söz konusu değildir VE 8 yıl içinde şikayetçi tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olunduysa 1 yıldan 3 yıla kadar ceza basit tıbbi müdahale dışındaki yaralama fiillerine ise seçenek ceza düzenlemesine yer verilmemiştir.3 Kasten yaralama suçunun;a Üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe karşı,b Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,c Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,d Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,e Silahla,İşlenmesi halinde, şikâyet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Burada da kanun artırıma giderek suçun mağdurunu kanunda belirtilen kişiler olması halinde cezanın yarı oranda artılacağını belirtmiştir. Suçun bu kişilere karşı işlenmesi kamu görevlisinin nüfuzunu kötüye kullanmak suretiyle yaralama fiilini işlemesini ve suçun silahla işlenmesini şikayete tabi suç kategorisinden çıkarmış ve bunları cezayı arttırma nedeni olarak da düzenlemiştir. Burada artık suç şikayete bağlı durumlarda ise oluşan netice sonucunda nitelikli yaralama söz konusu koyucu tıbbi açıdan belirli neticeleri saymış ve bu neticelerin oluşması haline ise failin asgari ceza sorumluluğunu belirlemiştir. Bu tıbbi netice sonucunda nitelikli yaralamalar kanunda şu şekilde belirlenmiştir ;Madde 87- ''1 Kasten yaralama fiili, mağdurun;a Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,b Konuşmasında sürekli zorluğa,c Yüzünde sabit ize,d Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,e Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun vaktinden önce doğmasına,Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, bir kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya girenhallerde üç yıldan, üçüncü fıkraya giren hallerde beş yıldan az olamaz.1Madde 87 'nin 2. Fıkrasında ise daha tehlikeli olgular sayılmış ve cezanın iki kat artırılacağı ile deki neticelerin gerçekleşmiş olması durumunda cezanın alt sınırı 5 yıl veya 8 yıl olacak şekilde Kasten yaralama fiili, mağdurun;a İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine,b Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,c Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,d Yüzünün sürekli değişikliğine,e Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun düşmesine,Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, iki kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren hallerde beş yıldan, üçüncü fıkraya giren hallerde sekiz yıldan az olamaz.'3. Fıkrada belirtilen kemik kırılması veya çıkık Adli tıptan alınacak rapor ile belli olacaktır.3 Değişik 6/12/2006 – 5560/4 md. Kasten yaralamanın vücutta kemik kırılmasına veya çıkığına neden olmasıhalinde, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, kırık veya çıkığın hayat fonksiyonlarındaki etkisine göre, yarısına Fıkrada ise sonuçta ölümün gerçekleşmesi durumu düzenlenmiş olup , 87. Maddenin 1. Fıkrasına giren hallerde 8 yıldan 12 yıla kadar , 87. Maddenin 3. Fıkrasına giren hallerde ise 12 yıldan 16 yıla kadar hapis cezası verileceği Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hallerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hallerde ise oniki yıldan onaltı yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. ''Kanun koyucu yine kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi durumunu da düzenlemiş olup Türk Ceza Kanun da da bu şu şekilde düzenlenmiştir ; 'Madde 88- 1 Kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte ikisine kadar indirilebilir. Bu hükmün uygulanmasında kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesine ilişkin koşullar göz önünde üzere kişinin kasten yaralamayı ihmali davranışla işlemesi halinde yani ihmal neticesinde kasten yaralama suçu söz konusu ise verilecek ceza üçte ikisine kadar indirilebilecektir ve kasten öldürme suçunun ihmali davranışla işlenmesine ilişkin koşullar göz önünde yaralama suçun da bir önemli diğer konu ise KASTEN YARALAMA İLE ADAM ÖLDÜRMEYE TEŞEBBÜS AYRIMINA İLİŞKİNDİR ;Mağdur üzerinde gerçekleşen neticenin yaralanma mı yoksa ölüm mü olacağı hususunda, failin hangi saikle hareket ettiğinin, yani, öldürme kastı ile mi, yoksa yaralama kastı ile mieylemini işlediğinin belirlenmesi gerekmektedir. Bu konuda Yargıtay içtihatları ile doktrinde yer alan görüşler yol gösterici nitelikte olup, bu hususla ilgili net bir ayırımda bulunmanın kolay olmadığını da değinmekte fayda durum arasında farkı ortaya koymak için öncelikle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Suça teşebbüs başlıklı 35. Maddesine bakılması gerekir buna göre ;'' 1 Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur.2 Suça teşebbüs halinde fail, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onüç yıldan yirmi yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine dokuz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.'' Ceza Kanununa göre kişinin bir suçu işlemek için öncelikle bir kastının bulunması gerekecektir. Sonra işlemeyi kastettiği suç için icraya başlaması gerekecek ancak elinde olmayan nedenlerden dolayı suçu tamamlayamayacaktır. Bu koşulların varlığı halinde suça teşebbüs ise ; Türk Ceza Kanunu’nun 21. Maddesinin 1. Fıkrasında '' Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. '' şeklinde tanımlanmıştır. Yani suç bilerek ve istenerek gerçekleştirilmiş olmalı ve ayrıca fail kastı işlemeye tasavvur ettiği suçu tamamlamak amacına yönelik olmalıdır. Ancak teşebbüs kastı FAİLİN HAREKETİ TEREDDÜTE YER VERMEYECEK ŞEKİLDE ÖLDÜRME NİYETİNDE GERÇEKLEŞMESİ kastının öldürmeye yönelik mi yoksa kasten yaralamaya yönelik olduğunun belirlenmesi ise maddi vakıalarda kastın hangi suça yönelik olduğuna dair Yargıtay, bu sorunun çözümü için birtakım kıstaslar ortaya koymuştur. Bunlar;- Fail ile mağdur arasındaki husumetin nedeni ve niteliği,- Failin suçta kullandığı aracın mahiyeti, atış veya darbe sayısı ile mesafesi, - Mağdurun vücudunda oluşan yaraların yerleri ile nitelik ve nicelikleri, - Hedef seçme imkanı olup olmadığı, -Olayın akışı ve sebebi ve failin işlemeyi kastettiği suçun oluşmasına iradesine dışındaengel bir halin bulunup bulunmadığı hususları, -Adam öldürmeye teşebbüs ve yaralama suçlarını birbirinden ayıran ölçütler olarak belirlenmiştirYargıtay Ceza Genel Kurulu’nun tarihli ve 2008/1-88 E., 2008/184 K. sayılı kararına göre ise, öldürme kastının varlığı için;- Fail ile mağdur arasında olay öncesine dayalı, öldürmeyi gerektirir bir husumetin bulunup bulunmadığı,- Olayda kullanılan vasıtanın öldürmeye elverişli olup olmadığı,- Mağdurdaki darbe sayısı ve şiddeti,- Darbelerin vurulduğu bölgenin hayati önem taşıyıp taşımadığı,- Failin fiiline kendiliğinden mi, yoksa engel bir sebepten dolayı mıson verdiği,- Olay sonrası mağdura yönelik davranışlarıGibi sair hususlara birlikte bakılması gerekir. Failin kastının belirlenmesinde başvurulan ölçütlerden hepsinin, öldürme kastını ortaya koyacak şekilde aynı olayda gerçekleşme zorunluluğu yoktur. Ölçütlerden mesela sadece birisinin gerçekleştiği durumda, failin kastının insan öldürmeye yönelik olduğu; buna karşılık ölçütlerden mesela çoğunun gerçekleştiği durumlarda failin kastının yaralamaya yönelik olduğu söyleyebilir. Ayrıca hakim bu şartlar ile ilgili karar verirken '' ŞÜPHEDEN SANIK YARARLANIR '' ilkesini de gözetmelidir. Öldürmeye teşebbüs ettiğiyle ilgili bir şüphe söz konusuysa şüpheden sanık yararlanır ilkesini gözeterek kasten yaralama hükümlerini taraflar arasında husumet olması ve birden fazla darbenin söz konusu olması ancak Darbelerin vurulduğu bölgenin hayati önem taşımadığı veya darbelerin vurulduğu bölgenin hayati önem taşıması ancak fail tarafından kullanılan vasıtanın öldürmeye elverişli olmadığı durum da adam öldürmeye teşebbüs hükümleri değil kasten yaralama hükümlerinin uygulanması Yaralama İle Adam Öldürmeye Teşebbüs Ayrımına İlişkin;!!!! Şüpheden sanık yararlanır ilkesi gözetilmelidir.!!!!! Kuşkuya yer vermeyen bir kesinlik olması gerekir.!!!!! Kesin ve açık bir ispatın olması belirtmek gerekir ki olası kastın söz konusu olduğu durumlarda adam öldürmeye teşebbüs hükümleri değil kasten yaralama hükümlerinin uygulanması teşebbüsten cezalandırılabilmesi için failin DOĞRUDAN DOĞRUYA İCRAYA BAŞLAMASI GEREKİR. Eğer icra hareketine başlamazsa suça teşebbüsten sorumlu SUÇ ELDE OLMAYAN NEDENLERLE TAMAMLANAMAMALIDIR. Yani fail öldürme kastıyla hareket edecek suçun icrasına başlayacak ancak elde olmayan nedenlerle suçu ADAM ÖLDÜRMEYE TEŞEBBÜS İLE KASTEN YARALAMA AYRIMIYLA İLGİLİ ÖNEMLİ OLAN BİR DİĞER HUSUS İSE GÖNÜLLÜ VAZGEÇMENİN SÖZ KONUSU OLDUĞU DURUMLARDA KASTEN ADAM ÖLDÜRMEYE TEŞEBBÜS HÜKÜMLERİ DEĞİL KASTEN YARALAMA HÜKÜMLERİNİN UYGULANMASI KONUYA İLİŞKİN YARGITAY KARARLARI İSE ŞU ŞEKİLDEDİR;Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun tarihli ve 2011/1-114 E., 2011/150 K. sayılı kararına göre, “Aralarında önceye dayalı öldürmeyi gerektirecek husumetleri olmayan ve çıkan tartışma sebebiyle gece geç saatlerde aniden gelişen ve hedef seçme olanağı bulunmayan kavganın hareketli ortamında, ele geçmeyen kesici aletlerle mağdurları yaralayan sanıkların eyleminde, Yargıtay Ceza Genel Kurulu ile 1. Ceza Dairesi’nin süreklilik kazanmış uygulamalarıyla HAYATİ TEHLİKE YARATAN İSABETLERİN BİR ADETLE SINIRLI KALMASI gibi hususlar birlikte değerlendirildiğinde, sanıkların öldürme kastıyla hareket ettikleri kuşkulu kalmaktadır. Ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan in dubio pro reo’, yani KUŞKUDAN SANIK YARARLANIR’ kuralı uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulu, SUÇUN KUŞKUYA YER VERMEYEN BİR KESİNLİKLE İSPAT EDİLMESİNE BAĞLIDIR. GERÇEKLEŞME ŞEKLİ KUŞKULU VE TAM OLARAK AYDINLATILAMAMIŞ OLAYLAR VE İDDİALAR SANIĞIN ALEYHİNE YORUMLANARAK MAHKUMİYET HÜKMÜ KURULAMAZ. Ceza mahkumiyeti, yargılama sürecinde toplanan kanıtların bir kısmına dayanılarak ve diğer bir kısmı gözardı edilerek ulaşılan oLASI KANIYA DEĞİL, KESİN VE AÇIK BİR İSPATA DAYANMALIDIR. Bu ispat, hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir olasılığa dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan, varsayıma dayalı olarak hüküm vermek anlamına gelir. O halde ceza yargılamasında mahkumiyet, BÜYÜK VEYA KÜÇÜK BİR OLASILIĞA DEĞİL, HER TÜRLÜ KUŞKUDAN UZAK BİR KESİNLİĞE DAYANMALIDIR. Adli hataların önüne geçilebilmesinin başka bir yolu da bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, sanıklar N. ve S.'nin, mağdurlar D. ve T.'yi öldürme kastlarıyla hareket ettiklerini gösteren kesin ve inandırıcı kanıtlar bulunmadığından, eylemlerinin kasten yaralama olarak kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. Bu itibarla, Yerel Mahkemece kanıtların hatalı değerlendirilmesi ve dosya kapsamına uymayan gerekçeler ve kabulle, sanıkların eylemlerinin öldürmeye kalkışma olarak nitelendirilmesi suretiyle direnme kararı verilmesi ve hüküm kurulması isabetsiz olup, direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir”.Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun tarihli ve 2009/209 E., 2010/29 K. sayılı kararına göre ise, “Olay öncesinde sanık ile maktul arasında öldürmeyi gerektirecek bir husumetin bulunmaması, yaranın yeri, eylemine devam etmesine herhangi bir engel sebep bulunmayan SANIĞIN EYLEME KENDİLİĞİNDEN SON VERMESİ ve yaralanan maktulü kurtarmak için aktif çaba harcaması gibi hususlar birlikte değerlendirildiğinde; SANIĞIN KASTININ, ÖLDÜRMEYE YÖNELİK OLMAYIP YARALAMAYA YÖNELİK OLDUĞU SONUCUNA ULAŞILMAKTADIR. Bu nedenle, sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 87/4. maddesi uyarınca hüküm kurulmalıdır”[5]FAİL İLE MAĞDUR ARASINDA ÖNCEYE DAYALI KAN DAVASI VEYA GEÇMİŞTEKİ BİR ANLAŞMAZLIĞIN BULUNMASI GİBİ, ÖNCEYE DAYALI VE ADAM ÖLDÜRMEYİ GEREKTİRECEK BİR HUSUMET VARSA, FAİLİN ÖLDÜRME AMACI İLE HAREKET ETTİĞİ DÜŞÜNÜLEBİLİR[6]?. ANCAK ORTADA BİR KAN DAVASININ BULUNMASI HALİ, HER SOMUT OLAYDA BİZATİHİ ÖLDÜRME KASTININ VARLIĞINI ORTAYA KOYMAYA YETERLİ OLMAYABİLİR. Taraflar arasında daha önce bir husumetin mevcut olmaması, failin mevcut adam öldürme kastını nasıl bertaraf etmeyecekse; SADECE HUSUMETİN VARLIĞI HALİ, FAİLDE ÖLDÜRME KASTININ OLUŞTUĞUNA DAYANAK SAYILAMAYACAK, NET BİR KANAATE VARABİLMEK İÇİN SOMUT OLAYDAKİ DİĞER ŞARTLARIN VARLIĞI ARANACAKTIR[7].Örneğin, BIÇAĞIN ÖLDÜRMEYE ELVERİŞLİ BİR ARAÇ OLDUĞU KUŞKUSUZ OLMAKLA BİRLİKTE, NEREDEN ELDE EDİLDİĞİ HUSUSUNDA ÜZERİNDE BİRTAKIM ŞÜPHELER BULUNAN BIÇAĞI, KENDİSİNİ VEYA BİR BAŞKASINI KORUMAK MAKSADI İLE RASTGELE SALLAYAN FAİLİN, ÖLDÜRME KASTI İLE HAREKET ETTİĞİNİ SÖYLEMEK MÜMKÜN OLMAYACAKTIR. Hatta eylem neticesinde MAĞDUR, HAYATİ TEHLİKE GEÇİRMİŞ OLSA BİLE, SADECE BU OLGUDAN YOLA ÇIKILARAK FAİLİN ÖLDÜRME KASTI İLE HAREKET ETTİĞİNİN SÖYLENEMEYECEĞİ AÇIKTIR; zira “hayati tehlike” kriteri, ancak diğer şartlar ve olayın oluşu ile birlikte değerlendirildiğinde, failin öldürme kastının ortaya çıkarılmasında önem kazanabilecektir[8].Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin tarihli ve 2007/2234 E., 2008/3203 K. sayılı kararında da, “Yoldan geçerken birbirlerine omuz atma meselesi yüzünden çıkan kavgada sanığın rastgele salladığı bıçak darbelerinden birinin mağdur Hakan'ın sol bacak ön yüzde kasıktan 10 cm aşağısına isabet ederek damar harabiyeti sonucu yaşamını tehlikeye sokacak şekilde yaraladığı ve EYLEMİNİ KENDİ İRADESİ İLE SON VERDİĞİ olayda; ortaya çıkan kastının yaralamaya yönelik olduğu ve bu nedenle duyulardan veya organlardan birinin işlevinin sürekli zayıflamasına veya işlevinin yitirilmesine neden olup olmadığı hususunda raporu da alınarak sonucuna göre yaralama suçundan hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde eylemin öldürmeye teşebbüs olarak nitelendirilmesi” bozma nedeni olarak gösterilmiş, öldürmeyi gerektirecek ölçüde bir husumetin bulunmadığı, olayda bıçağı rastgele sallayan sanığın öldürme kastından söz edilemeyeceği 1. Ceza Dairesi’nin tarihli ve 2009/8411 E., 2012/8682 K. sayılı kararına göre, “Oluşa ve dosya kapsamına göre; olay günü sinemadan çıkan sanığın, mağdurlar ile ters bakışma nedeniyle tartıştığı, tartışma sırasında sanığın, kavga ortamında rastgele savurduğu bıçakla mağdur G'yi biri toraksa nafiz olup, sağ meme başında, sol ön kolda, omuzda, sağ koltuk altında, sağ glutea bölgelerine toplam yedi kez vurarak pnömotoraksa ve yaşamsal tehlike geçirmesine sebebiyet verdiği, sanığın, eylemine devam etmeden olay yerinden kaçtığı olayda; SANIĞIN ENGEL HAL BULUNMAKSIZIN EYLEMİNE KENDİLİĞİNDEN SON VERMESİ, yaşamsal tehlikeye yol açan yaranın tek oluşu, diğer yaraların basit tıbbi müdahaleyle giderilebilir oluşu, sanık ve mağdur arasında öldürmeyi gerektirir bir husumetin bulunmaması, öldürme kastını gösterir her türlü kuşkudan uzak, kesin ve yeterli kanıt bulunmamış olması karşısında; sanığın yaralama kastı ile hareket ettiğinin kabulü ile TCK 86/3-e, 87/1-d, 29, 62, 53 uyarınca hüküm kurulması gerektiği gözetilmeksizin, öldürmeye teşebbüs suçundan hüküm kurulması” bozmayı 1. Ceza Dairesi de tarihli, 2011/4961 E. ve 2011/7639 K. sayılı kararında; “Sanığın mağdur katılanı bıçak ile batın sol alt kadranda yaklaşık 1 cm. genişliğinde ve 10 cm derinliğinde, sol meme üst kısmında yüzeysel kesi oluşturacak şekilde, büyük damar ve iç organ lezyonuna ve yaşamsal tehlikeye yol açmaksızın, basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde yaraladığı olayda; mağdur katılanın sol göğsünden yüzeysel kesi oluşacak şekilde yaralanmasının kavganın hareketli ortamında mazur görülebilir olması ve yara yerinin, özellikle öldürücü bölgenin hedef alındığını göstermemesi, sanık ile mağdur katılan arasında daha öncesine dayanan ve öldürmeye gerektiren bir husumetin bulunmaması, SANIĞIN EYLEMİNE ENGEL HAL OLMAKSIZIN SON VERMESİ VE YARALANMANIN MAĞDUR KATILANIN YAŞAMINI TEHLİKEYE SOKMAMASI KARŞISINDA, sanık hakkında silahla kasten yaralamak suçundan TCK uyarınca hüküm kurulması yerine, yazılı şekilde kasten insan öldürmeye teşebbüs suçundan hüküm kurulması” hususunu hukuka aykırı olarak DİĞER KONU İSE KASTEN YARALAMA SUÇUNDA HAKSIZ TAHRİK VE MEŞRU MÜDAFAA HÜKÜMLERİNİN UYGUNLUK HALLERİ-Kanun Hükmünün Yerine Getirilmesi-Amirin Hukuka Uygun Emrini Yerine Getirme-Meşru Müdafaa-Hakkın Kullanılması-Mağdurun RızasıBu durumda işlenen fiiller suç değildir. Bu hallerde kişiye ceza verilmez ve güvenlik tedbiri uygulanmaz, dava açılmış ise beraat kararı verilir. Bu nedenler objektiftir. Kişiye bağlı nedenler değildir. bu durumlarda bulunan bütün kimseler bu hükümler uyarınca MÜDAFAA ;Türk Ceza Kanununun 25. Maddesinde '' - 1 Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.2 Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez. '' şeklinde meşru savunmanın uygulanması için öncelikle bir saldırının olması, saldırının ise bir hakka yönelik ve haksız olması gerekir. Saldırının ise tekrarı muhakkak olmalıdır. Savunmanın saldırıyı yapan kişiye yönelik orantılı şekilde defetmek zorunluluğu HAKSIZ TAHRİK ;Haksız tahrik, failin mağdurdan kaynaklanan bir fiilin meydana getirdiği elem, üzüntü veya öfkenin etkisiyle kasten adam yaralama suçu işlemesidir. Zorunluluk içermeyen bir etki-tepki tahrik altında kasten yaralama suçu işlenmesi halinde faile verilecek cezada, haksız tahrikin derecesine göre 1/4 oranı ile 3/4 oranı arasında bir indirim uygulanır. Haksız tahrikin derecesi, yani haksız tahrikin ağırlığı yapılacak indirimin oranını da belirler. HER OLAYI KENDİ İÇERİSİNDE DEĞERLENDİRMEK GEREKİR. O NEDENLE MUTLAK SURETTE HUKUKİ YARDIM ALINMALIDIR. Afyon avukat, afyon hukuk burosu,afyonda avukat,avukat Cem Tunç
eşe karşı basit yaralamada beraat