🎆 Kuranı Takip Etmek Okumak Sayılır Mı
Kuranı okuyan kişiyle takip etmek okumuş gibi sayılır mı? deligabçık. Xper 4. yani şöyle ben yeni öğrendim okumasını fakat çok hızlı okuyamıyorum ama indirdiğim programda hoca okuduğunda onunla takip edip okuyorum acaba okumuş gibi sayılır mı arkadaşlar cüz verecek de cesaret edemedim almaya ondan merak ettim? Takip Et.
twitter'a gelmesi gereken özellikler. takip edilenler dahil herkese dm kapatma özelliği. bu özellik gelirse takip ediyoruz diye illa dm atıp konuşabileceklerini sanan insanların önüne geçileceğini düşünmekteyim. fav butonunu en sola çekin be kardeşim. veya basılı tutulsun veya instagram gibi çift basılmalı. tt listesinde ne
Kur'an'ı Güzel Sesle Okumak Kuran Kuran okumak Kuranı güzel okumak Kur'an'ın nazmını bozacak derecede aşırıya gitmeksizin sesi yükseltip ahenkli bir şekilde tertil ile güzelce okumak, sünnet-i seniyyedir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur: Kur'an'ı seslerinizle süsleyiniz.30
Sünnimezhepler: Hanefi, Şafii ve Hanbeli mezheplerine göre bu namazın sayısı yirmi rekattır. Ancak Maliki Mezhebine göre iki görüş bulunmaktadır: bir rivayete göre bu sayı yirmidir, ancak başka bir rivayete göre bu sayı 36’dır. KAZA NAMAZI : Delil: Ebu Hüreyre (r.a.) den yapılan rivayette, demiştir ki:
Birisi takip etmek, izlemek, bir şeyin arkasına düşmek ki, önceki “tâli” tabirleri bu mânâyadır. Diğeri, satır satır okumak demektir ki, bunun içinde bir önceki mânâ da vardır. Burada ikisi ile de tefsir edilmiştir.
kuranmealciliği yapmanın çok tehlikeli olması. 1. kuran-i kerimde (haşa) çelişki ya da anlamsızlık olduğunu görüp (zannedip) ateist olma tehlikesi vardır. (ateist olanların hatırı sayılır çoğunluğu, kuranı kerimi mealinden okuyarak ateist olmuşlardır.) 2. kuran-i kerimi doğrudan okuyarak hüküm çıkaranlar ise ışid
Xper 6. +1 yıl. Kur’an-ı Kerim’i Arapça okumak, Allah`ın bundan önceki kitaplarının başına gelen tebdil ve tahriften O’nu korumak içindir. Cenab-ı Hakk'ın mânâsını anlamasa dahi Kur`an`ı okuyanlara büyük mükafat vaad etmesi, Kur`an`ın koruması ve bekası için en mühim saiklerden biri olmuştur.
Eğer huşuu ezberinden Kur'an okumayla artıyorsa efdal olanı budur. Veya mushaftan, telefondan okumayla artıyorsa o zaman faziletli olanı huşunun oluştuğu şekilde okumaktır. İmam Nevevi El-Ezkar kitabında şöyle demiştir: (syf. 90-91) : ‘’Mushaftan okumak, ezberden okumaktan daha faziletlidir, ashabımız da bunu söylemiştir.
(@gamze_smva) TikTok'Ta | 13 Beğeni. 28 Hayran. 📍College Blanqui📍 💎 (@gamze_smva) adlı kullanıcının en son videosunu izleyin.
Yk1Haus. 16 May Kuranı anlamadan okumak günah mı? İçindekiler1 Kuranı anlamadan okumak sevap mı?2 Kuranı anlamı üzerinde düşünerek okumaya ne denir?3 Kur’an ı Kerim’i Türkçe okumak günah mıdır?4 Tefsir okumak caiz mi?5 Kur’an ı Kerim’i sadece yüzünden okumak neden yeterli değildir?6 Arapça bilmeyen kuranı nasıl okumalı?7 Makamlı kuran okumaya ne denir?8 Kuran tilâveti nedir?Kuranı anlamadan okumak sevap mı?Kur'ân'ın bir de zikir yönü vardır. O da en başta verdiğimiz âyet ve hadîslerde görüldüğü gibi, Kur'ân'ın anlamını bilmeden dahi olsa Kur'ân'ın zikir olduğu gerçeğini kavrayarak zikir niyetiyle okumak. Bu da ibâdet ve anlamı üzerinde düşünerek okumaya ne denir?"Kur'an'ı yavaş yavaş, düşünerek okumak" anlamındaki "tertîl" ile el-Furkān 25/32; el-Müzzemmil 73/4 "okumak" mânasına gelen "kıraat" el-A'râf 7/204; en-Nahl 16/98; el-İsrâ 17/106; el-Kıyâme 75/18; el-İnşikāk 84/21 tilâvetle yakından ilgilidir. Tilâvet hadislerde de genellikle Kur'an'ı okumayı ifade ı Kerim’i Türkçe okumak günah mıdır?Türkçe Kuran tartışması Diyanet İşleri, Kuran'ın ve ezanın Türkçe okunması için 'caiz değil' dedi – BBC News okumak caiz mi?Zaten din bilgisi az olanların, İslamiyeti öğrenmek için, tefsir ve hadis-i şerif okuması uygun değildir. Çünkü, Kurân-ı Kerîmi ve hadis-i şerifi yanlış anlamak veya şüphe etmek insanın imanını giderir. Yalnız Arapça bilmekle, tefsir ve hadis anlaşılmaz. Arapça bilenleri, din âlimi sanan, ı Kerim’i sadece yüzünden okumak neden yeterli değildir?Cevap Kuran'ı sadece yüzünden okumak Arapça halini okumak demektir. Bu tek başına yeterli değildir çünkü Kuran'ı okumanın amacı onu anlamak ve hayatımızı ona göre şekillendirmektir. Eğer dili bilmiyorsak, Arapça Kuran okuduğumuzda onu tam anlamıyla anlayamaz ve bilmeyen kuranı nasıl okumalı?Cevap Arapça bilen Kur'ân'ı orijinalinden okur. Bilmeyen mealini okur. Meali de Kur'ân sayılır. Allah kimseyi gücünün üstünde bir şeyle sorumlu kuran okumaya ne denir?d Tegannî Bu kelime de çeşitli mânâlara gelmektedir “Nağme ile söylemek, terennüm etmek, makamla okumak”, “Zengin olmak, şiirle medih veya hicvetmek yani övmek veya yermek”.Kuran tilâveti nedir?Tilavet kelime anlamı olarak okuyup okuduğu hükme tabi olma anlamına geliyor. Genellikle de Kur'an-ı Kerim okunmasına tilavet denilmektedir.
Bu konuda detaylarla birlikte bir şeyler yazmak œsoru-cevap sitilimizi aşar, kitap yazmak veya uzunca bir makale yazmak icap eder. Bu sebeple, -bildiğimiz kadarıyla- bu konunun anlaşılmasına katkı sağlayacak bazı noktalara dikkat çekmekle Kur€'an'€™ın kendisine vahiy olarak indiği peygamber dili Arapça idi. Bir insan olarak Hz. Muhammed Kur'€™an başka bir dilde inseydi elbette onu anlayamayacaktı. Tebliğ ve teybinle/açıklamakla görevli olan peygamberin anlamadığı bir kitabı başkasına tebliğ ve açıklaması mümkün olabilir miydi?€œBiz her peygamberi, kendi milletinin lisanı ile gönderdik, ta ki onlara hakikatleri iyice açıklasınİbrahim, 14/4, €œEğer biz Kur'an'ı yabancı bir dille gönderseydik derlerdi ki €œNeden, onun âyetleri açıkça beyan edilmedi? Dil yabancı, muhatap Arap! Olur mu böyle şey..!€ Fussilet, 41/44 mealindeki ayetler bu gerçeğe dikkat çekmiştir. b. Kur'€™an, Allah'€™ın diğer kitap ve suhufları gibi elbette belli bir yerde, bir muhitte, bir çevrede gelmek zorundaydı. Yani, bütün insanlara birden hitap edecek şekilde, bütün dillerde birden gökten yağar gibi yeryüzüne inmesi sünnetüllah™a aykırıdır. Söz gelimi İbranice konuşanlara Tevrat o dilde geldiği gibi, Kur'€™an'€™ın da ilk muhatapları olan Araplara Arap lisanıyla gelmek durumundaydı. c. Kur'an-ı hakim, diğer semavî kitaplardan farklı olarak ifade tarzıyla, lafzıyla da bir mucize olmasıdır. İlk muhatapları olan Araplarca, Kur'an'€™ın bu harika belagatı, eşsiz fesahati, benzersiz bedî™ sanatının anlaşılması için, ilahî hikmet tarih içersinde Arapça€™ya diğer dillerden farklı- bir özellik, bir genişlik, kazandırmıştır. Bu bağlamda Arapları da ümmi bir millet olarak hazırlayıp, tarihî iftihar tablolarını yazıya dökemedikleri için hafızalarına yazmak zorunda bırakmıştır. Tarihlerini kafalarına kazımak için veciz sözler, kinaye, mecaz, istiare, teşbih gibi bedi dil sanatlarını kullanmak mecburiyetinde kalmışlardır. Bu sistem Araplarda şiir ve belagatı insanlık camiasında eşsiz bir zirveye taşımıştır. Bu husus, Arapların Kur'€™an'€™ı beşer üstü bir kelam olduğunu anlamalarını sağlamıştır. Bu sebepledir ki, yüz binlerce insan Kur'€™an'€™ın belagatına secde etmek zorunda kalmıştır. Büyük çoğunluğu Kur'€™an'€™ın bu eşsiz üslubu karşısında fazla dayanamayıp İslam dinine girmiştir. Siyasî, sosyal, kültürel, ekonomik gibi sebeplerden ötürü, İslam€™ın hakikatlerine kulağını kapayanlar bile Kur'an'€™ın bu eşsiz ifade tarzının güzelliğini itiraf etmek zorunda kalmışlardır. Babalarının dinlerini terk etmeme adına bu mucizeye œsihir demekle işin içinden sıyrılmaya çalışmışlardır. Bu açıklamalardan anlaşılıyor ki, Kur'€™an'€™ın Arapça olarak inmesinin bir hikmeti de €“aklî/manevî ve lisanî bir mucize olan Kur'€™an'€™ın harikalığını yansıtma kabiliyetinde olan- Arapça dilinin bu özel Hikmet açısından önemli bir husus da şu olabilir ki; evrensel bir vahiy olan, bütün insanlara hitap eden, kıyamete kadar yürürlükte olmaya devam eden Kur™an™ın kullandığı lisanın konumu büyük önem arz eder. Sözcüklerinin değişik manalara gelebilecek şekilde geniş kapsama, az sözle çok manaları ifade edebilecek şekilde veciz üsluba, mecaz ve hakikati, mantuk ve mefhumu, delalet ve mazmunu, sarahat ve işaratı yansıtabilecek şekilde incelikleri barındıran estetik sanata sahip olmasıyla Arapça €“böyle cihanşümul bir vahiy olan- Kur'€™an'€™ın dili olmaya hak Şunu da unutmamak gerekir ki, Kur'€™an hangi dilde gelseydi, aynı sualler onun için de geçerli olacaktı. Halbuki vahiy, mutlaka insanların kullandığı dillerden biriyle inmek durumundadır. Bu ser-meşkle daha pek çok şey aşk edilebilir. Bir ilahi kitap aynı anda bütün milletlerin dilinde gönderilemeyeceğine ,ve peygamber aynı anda bütün milletlerden çıkamayacağına göre bir dilin ve kavmin seçilmesi aklen zaruridir. Peygamberimizin araplar içinden gönderilmesinin ve Kur'anın arapça olmasının milliyetçilikle ilgisi yoktur. Çünkü islam menfi milliyetçiliği yani ırkçılığı yasaklar. Her millet ibadetler, haram- helaller ve kur'anın öngördüğü ahkam dışındaki muamelerinde kendi örf ve kültürüne göre hareket eder,kendi geleneklerini yaşar. Diğer milletlerin arap kültürünü yaşama zorunluluğu yoktur. Ama aynı dine mensup olmanın verdiği ilgiyle müslüman milletlerin birbirini etkilemesi tabiidir. İkinci bir husus Kur'anın arapça olmasını ve Hz. Peygamberin arap milletinden çıkmasını takdir eden Allahtır. Allah ise yaptıklarından dolayı kullara hesab vermez. Kur'anın, her türlü dış etkiden masun kalan ve nahiv lisanı olan arap diliyle gönderilmesinin sayısız hikmetleri vardır. Bizi yaratan Allah, Kur'an-ı kerimi Arapça olarak bize göndermiş. Elbetteki manasını öğrenmek için Türkçe, İngilizce gibi mealleri okumamız gerekir. Ancak namaz ibadetinde okuduğumuzda mutlaka aslından orjinalini okumalıyız. Çünkü onun aslı Arapça€™dır. Allah kur'an'€™ı Arapça olarak indirmiştir. Tercümesi kuran yerine geçemez. Örneğin bir çekirdeğin aslını bozarak parçalara ayırsak, sonra da toprağa eksek ağaç olamayacaktır. Çünkü özellikleri kaybolmuştur. Bunun gibi kuran ayetleri, kelimeleri ve harfleri birer çekirdek gibidir. Başka dillere çevrilince özelliğini kaybedeceği için kuran olmayacaktır. œManasını anlamıyoruz düşüncesine gelince, ister aslıyla isterse mealleriyle kuranın manasını anlamak ve onun hükümleriyle yaşamak, her Müslümanın görevidir. Zaten kuran anlaşılmak ve yaşanmak için gönderilmiştir. İngilizce bir kitabı bile anlamak için İngilizce öğrenen bir Müslümanın, kuranı anlamak için neden Arapça öğrenmediğini de bir düşünmek gerekir. Ayrıca biz anlamasak da onun bize faydası vardır. Örneğin, dili tad alma özelliğini kaybetmiş bir insan yediği yemek ve gıdalardan faydalanamayacak mıdır. dili tad almasa da yediği gıdalar gerekli organlarına gidecektir. Kuran okumak da bunun gibidir. Aklı kuranın manasını anlamayan bir insan, onu ruhunun midesine atınca aklı anlamasa da ruhunun diğer özellikleri onun manalarını alacaktır. Diğer taraftan Kuranın her harfine en az on sevap verileceği bildiriliyor. Tirmizi , Sevabü'l Kur'an 16, 2912 Yüce Rabb€™imizin cc lütfuna bakalım ki, Kur'€™an'€™ın her harfine en az 10 sevap veriyor. Kur'€™an'€™ı cuma, bayram, Ramazan, Kadir Gecesi gibi mübarek ve özel vakitlerde okuduğumuzda ise her harfine verilen sevap karşılığı 1'€™e 700 hatta 1'€™e kadar çıkmaktadır. Meallerin mutlaka faydası var, ama hiç bir meal Kur'an yerine geçmeyeceği için, Kuranın her harfinden alınan sevabı da alınamayacaktır. İlk nazarda müminin, Allah™ına anladığı bir dil ile kulluk etmesi daha tabii ve temenniye şayan görünüyor; bunun için de en iyi vasıta ana dilidir. Fakat mesele incelendiğinde, farklı boyutlara ulaşmaktadır Her şeyden önce dua ile namaz arasında açık bir ayırım yapmak icabeder. Namaz dışındaki duada mü'minin ihtiyaçlarını ve dileklerini Rabbine istediği dilde bildirmesi yasak değildir. Bu şahsi bir meseledir ve kulun, Halıkı ile olan vasıtasız münasebetleri ile ilgilidir. Buna mukabil namaz, kollektif ve umumi bir ibadettir ve namaza iştirak eden diğer mü'minlerin ihtiyaçları da dikkate alınmalıdır. Namaz, prensip olarak ve tercihen cemaatle kılınır; tek başına ferdi olarak kılınan namaza müsaade vardır, fakat asla tercih edilmez, tercih cemaatle kılınan namazadır. Şayet, İslamiyet herhangi bir bölgenin, ırkın veya milletin dini olsaydı, hiç şüphesiz sadece bu bölgenin, bu ırkın veya bu milletin dili kullanılabilirdi. Fakat, bütün ırklardan ve dünyanın bütün noktalarında oturan ve her biri diğerleri tarafından anlaşılmayan yüzlerce dili konuşan mü'minlere sahip cihanşumul bir dinin icapları başka olacaktır. Mesela Çince bilmeyen bir Türk Çin'e gittiğinde, sokaklarda bir takım Çince sesler işitecek ve onlardan hiçbir şey anlamayacaktır. Eğer bu sözler ezanın veya Allahü Ekber'in tercümesi ise, hiçbir şeyin farkına varamayacak ve mesela Cuma namazını kaçıracaktır. Çin'deki camiler, Türkiye'de minareleri ile kendini belli eden camilere hiç benzemez. Aynı şekilde Türkiye'den geçen Çinli bir Müslümanın, Türkiye'deki Müslümanlar kendi dilleriyle ibadet ettikleri takdirde dindaşlarıyla ortak hiçbir tarafı olmayacaktır. Şu halde cihanşumul bir dinin bazı müşterek esasları olmalıdır. Bu konuda ezan ve kıraat, şüphesiz iki esas unsuru teşkil eder. Beynelmilel kongre ve toplantılarda bu durumun bir örneği görülebilir. Mesela, Birleşmiş Milletler'de herkes kendi lisanını değil, Fransızca ve İngilizce gibi müsaade edilen dilleri kullanır. Umumun menfaati için hususi menfaat feda edilir. Meselenin diğer bir cephesi daha vardır Hiçbir tercüme, asla orijinalinin yerini tutamaz. Burada şu noktayı bilhassa belirtelim ki, İslam'dan başka hiçbir din, peygamberine gönderilen vahyin orijinaline sahip değildir. Bütün Hristiyanların, Yahudilerin ve Mecusilerin sahip olduğu dini kitaplar, tercümeler, toplamalar, Şunu da unutmayalım ki, namazda kullanılacak pek az kelime vardır. Önce ezan ve kamet, sonra Allahu Ekber, Sübhane rabbiye'l-azim, Sübhane rabbiye'l-a'la gibi ifadelerin yanı sıra Fatiha suresi ve iki kısa sure. Hepsi bir sahifeyi aşmaz. Ve bu kelimelerin ekseriyeti herkesçe bilinir, bütün Müslümanların dillerine geçmiştir. O derece ki, çocuk veya namaza yeni başlayan biri, onları manalarıyla birlikte ve kendisini zahmetsiz ve büyük bir gayret sarfetmeden öğrenir. Bu ifadelerin manası bir defa öğrenilince, artık itiraza yer kalmaz. Dünya işleri için lugatlar dolusu yabancı kelimeyi ezberleyenler, ebedi saadetin reçetesi olan ibadetlerimiz için Allah bir sayfalık ezberi fazla buluyorlarsa, şu gerçeği hatırlasınlar Allah'ın, bizim ibadetlerimize ihtiyacı yoktur. Ona ihtiyaç duyanlar sadece niçin aslından okunmalı? Kur'an-ı kerim'de altı yerde ' €œkur'anen arabiyyen '€ ifadesi geçer. Yani cenab-ı hak, kur'an-ı kerim'i arapça olarak indirdiğini bildirir. İbrahim suresinin 4. Ayetinin meali de şöyledir €œhak dini onlara açıklasın diye, her peygamberi biz kendi kavminin lisanıyla gönderdik. Sonra Allah, dilediğini sapıklığında bırakır, dilediğini de doğru yola iletir. Onun kuvveti her şeye galiptir ve o her şeyi hikmetle yapar. Bu durumda kur' an'ın manası nasıl Allah'tan gelmişse, lafzı, ifadesi ve yazılışı bakımından da ilahidir. Kur' an dendiği zaman hem onun arapça olarak okunan lafzı ve kelimeleri, hem de anlaşılan manası akla gelir ve hakikatte de öyledir. Bu iki hususiyeti birbirinden ayırmak, farklı mütalaa etmek mümkün değildir. Kur'an ancak kendi lisanı üzerine okunabileceği için, sadece o lisanın kendi harfleriyle yazılır, o harflerle okunur. Araplardan başka farsça, hintçe, çince, uzakdoğu dilleriyle konuşan müslümanlar da, biz türkler de müslüman oluşumuzdan bu yana kur'an'ı arapça olarak yazmış, o dille okumuşuz. İslam alimlerinin de ortak görüşü, kur'an'ın başka dille yazılamayacağı yolundadır. Bunda ittifak vardır. Zaten kur'an'ı başka bir dille yazmak mümkün olmadığı gibi, başka bir dille doğru olarak okumak da mümkün değildir. Çünkü kur'an harflerinin kendisine has özellikleri vardır. Bu harflerin bazılarının karşılığı ve okunuş şekli başka dilin alfabelerinde mevcut değildir. Söyleniş bakımından birbirine benzer harfler olsa da, mahreçleri ağızdan çıkış yerleri itibariyle de farklıdır. Mesela, arapça için €œlügat-ı dad€ denir; yani fatiha suresinin sonundaki veleddallin€ deki €œdad€ harfi hiçbir lisanda bulunmamaktadır. Bu harfin bulunduğu bir kelimeyi başka bir lisanın ifade etmesi mümkün değildir. Mesela Türkçe'de sadece €œh harfi yerine arapça'da üç çeşit €œh harfi vardır. Noktasız €œha€ noktalı hırıltılı €œha€ ve €he€. Aralarındaki farkı küçük bir misalle açıklayalım. Noktasız ha ile yazılan €œmahluk€, noktalı hırıltılı ha ile yazılan €œmahluk€ ve he ile yazılan mahluk€. Her üçünün de türkçe de yazılışı ve okunuşu aynıdır. Halbuki arapçada birincisi tıraş edilmiş, ikincisi yaratılmış, üçüncüsü ise helak edilmiş anlamındadır. İşte kur'€™an'€™ı latince yazıdan okuyan birisi bu farkları anlayamayacağından, sözgelimi Allah€'ın yaratmasından bahseden bir ayeti, farkına varmadan €œtıraş etmek veya €œhelak etmek€ manasına okuyabilecektir. Yine kur'an harflerinin içinde üç adet €œze€ vardır. Biri ince €œze€, biri peltek €œzel€, diğeri de €œzı€ dır. Türkçe deki €œs€ yerine üç harf bulunur. €œsin, sad€ ve peltek €œse€. Arapça'ya has bir harf vardır ki, o da €œayın olarak okunan harftir. Bu harf başka bir dilde pek bulunmamaktadır. Şimdi kur'an harflerini bilmeyen bir kişi, yukarıdaki harfler türkçe ile yazıldığı zaman nasıl okuyacaktır? Bu harfleri çıkaramadığı gibi, okuduğu kelime ve ayetler de birer kur'an kelimesi ve ayeti olmaktan uzak olmaz mı? İşte latin harfleriyle yazılmış olan kur' an'ı daha bunlar gibi pek çok mahzurlardan dolayı doğru olarak okumak mümkün değildir. Kur' an okumasını öğrenmek isteyen kimse ancak onu aslından okumak suretiyle öğrenebilir. Böylece sıhhatli bir neticeye varmış olur.
M. Fatih ÇITLAK / GAZETE HABERTÜRK Biraz popülaritesini kaybetti ama hâlâ sıkça kullanılıyor bu tabir. Birisi arar ve siz müsait değilsinizdir veya söz yarım kalır, yoğunsunuzdur, belki de meşgul. Karşı tarafı rahatlatan bir cümle olarak icat edilmiş. “Döneceğim ben sana” dersiniz ve telefonu kapatırsınız, ama şimdi iletişim imkânları o kadar gelişti ki bu söz bile eskisi kadar revaçta değil artık. Ama bizde huy olarak kaldı galiba. “Döneceğim ben sana” deyip ertelediğimiz, hiçbir zaman vaat ettiğimiz tatta kalmayan dönüşler veya dönemeyişler. Hâlâ merak ediyor musunuz niye bu sözle başladığımı? Gerçi muhtelif konularda da “Birlik’te Sohbet” köşesinde sizlerle paylaşmak istediğim şeyler var ama sözlerime böyle başlamamın sebebi çok farklı. Tövbe, kul olarak bulunman gereken yere gelip oturmaktır. Asıl fıtrat ayarlarına dönmektir. Bundan dolayı tövbe etmek için ille de günahkâr olmaya lüzum yoktur. Fakat nerede olduğunu ve olman gerektiğini hatırlamandır tövbe. Belki başın dönmüş, hiç yapmam dediğin şeyleri yapmış olabilirsin. İnsanlardan, kendinden utanacağın işlere de bulaşmış olabilirsin. Ama tövbe, Allah için olsa bile aslında kulun kendisi için ayarlanmış, hazırlanmış gerçek şahsiyet ve karakteridir. Kişi tövbe ettiğinde Allah’ın huzurundaki yerini alıyormuş gibi hissedebilir. Şu unutulmamalıdır ki, tövbeyle insan kendisinin en kıymetli olduğu ve yine sadece kendisine mahsus şekilde tayin edilmiş olan yere gelip oturmuştur. “Döneceğim ben sana” demekle tövbe olmaz. Dönmek istemenin değil, bu isteği içinde hissetmenin de değil, gerçekten dönüşümün adıdır tövbe. “Ben ileride tövbe ederim, şunu yapmaktan bunu yapmaktan vazgeçerim” sözü psikolojide de irdelenen, kendine fazlaca güvenip özgüvenini yanlış tarafa kullanan insanın görüşüdür. Maalesef bu söz ciddiyetle düşünüldüğünde hiç de masum değildir. Çünkü ileriki hayatına ait kontrol, takdir ve tasarrufu sanki kişinin kendi elindeymiş gibi bir ukalalık alametidir. TÖVBENİN FARKLI ŞEKİLLERİ VARDIR “Allah Teala kimlerin tövbesini kabul eder?” diye sorulsa cevabı çok açık ve nettir “Samimiyetle tövbe eden herkesin...” Tövbenin gerekli olduğunu anladığımızı varsayalım. Peki bunun bir şekli var mı? Tabii ki var. Bir insanı kırdın ise ondan özür dilemek, helalleşmek tövbedir. Anneni babanı incittiysen pişman olmak ve gönlünü almak bir tövbedir. Haram olan herhangi bir şeyi işliyorken kalben tam bir pişmanlıkla bunları terk edip artık yapmaman tövbedir. Namaz kılamıyorken pişmanlıkla Allah’ın huzuruna koşarak, canla başla secdeye kapanman, namaz kılman bir tövbedir. Haksız kazanç elde ettiysen bunu sahiplerine ödeyerek Rabb’ine karşı boynunu bükmen çok güzel bir tövbedir. Tövbenin şekli, insanın yaptığı fiilleri düzeltmesiyle özdeşleşmiştir. “Estağfurullah, tövbe” demek tövbenin sözü ve zikridir. Tövbenin hali ise yaptığın kötü fiiller, hani kötü fiil derken de küçük bir izahat verelim, seninle Rabb’inin arasını açan, bulunduğun yahut bulunman gereken yerden seni uzaklaştıran her şey... İşte bunlar aklına geldiğinde duyduğun pişmanlık senin tövbenin ilk adımıdır. Bundan sonraki adımlarda artık sana tatlı gelen günahlar gözünde ve gönlünde çirkin hal alır. İşte bu; tövbenin kabulünün en güzel alametidir. Hasan’ül Basri’ye sormuşlar, “Tövbenin kabul olduğunu anlayabilir miyiz?” diye. Hazret, “Tabii ki” demiş “İstiğfar edip tövbe ettiğiniz günahlar aklınıza geldiğinde içinizde sızı, kalbinizde pişmanlık hissediyorsanız tövbeniz kabul olmuştur. Yok öyle olmuyor da tadı ve zevki hatırınıza gelip iç çekiyor, yalanıyorsanız henüz tövbeniz kabul olmamıştır.” Zerre kadar imanı olan herkes, neyi yanlış neyi doğru yaptığını şöyle ya da böyle kalbinde, vicdanında hissedebilir. Fakat her şey gibi bu hususta da en azından hataları, sevapları öğrenmek için kişiye dini bilgiler gereklidir. Zamanımızda birçok insan neyin günah neyin sevap olduğunu bile maalesef bilemiyor. Ancak unutmayalım ki, Allah Teala’nın kapısı hayatta olduğumuz, nefes aldığımız her an için ardına kadar af ve merhametiyle açıktır. Ölmeden evvel girebilene aşk olsun! KUR’AN-I KERİM’İN FAZİLETİ - Mushaf olarak elimizde bulunan Kur’an-ı Kerim hiçbir ayeti, harfi değişmeden, bozulmadan, eksilmeden günümüze kadar gelmiş, kıyamete kadar da korunmaya devam edecektir. - Allah Teala Kur’an-ı Kerim’i indirdiğini nasıl apaçık beyan ediyorsa bu Kur’an’ın muhafaza edileceğini de aynı şekilde vaat etmiştir. - Kur’an-ı Kerim’de bazı ayetlerin bulunmadığını, eksiltildiğini, değişiklik yapıldığını iddia etmek, Kur’an’ın ayetlerini inkâr ederek küfrü tercih etmek demektir. - Kur’an-ı Kerim’in bütün ayetleri herkesi bağlar, tabii Allah ve Peygamber’ine iman etmiş ise. - Kur’an-ı Kerim ne güzel şefaatçidir! Hadis-i şerif - Kur’an’ın bir harfini okumak bile kişiye manen 10 derece kazandırır, 10 sevap bahşeder ve 10 günahı silinir. - Bir insanın namaz kılacak kadar Kur’an-ı Kerim’i ezberlemesi elzem olduğu gibi bu okuduklarının manasını öğrenmesi de gereklidir. - Kur’an-ı Kerim’i okumak, okutmak, sevmek, okuyanları sevmek, her türlü hürmet asla zayi olmayan sevap davranışlardır. - Kur’an-ı Kerim’i öğrenmeye çalışırken zorlanmanın katbekat sevabı ve ecri vardır. - Kur’an-ı Kerim’i okuyan bir kul Rabb’iyle konuşur, Rabb’iyle buluşur.
1 Kuran'ı takip etmek okunmuş sayılırmı ? takip ederek hatim olur mu? Kur'ân mukabelesi âdeti Peygamber Efendimizle asm Hz Cebrail'in Kur'ân'ı karşılıklı okumaları, birisinin okuyup diğerinin dinlemesi tarzında başlamıştı Bugün camilerimizde okunan Kur'ân cüzleri okumasını bilenler Kur'an' dan takip ederler, bilemeyenler de dinlerler Sadece okuyanlar değil bir ay boyu aralıksız dinleyenler de Kur'ân hatim sevabını alırlar Kur'ân'ı dinlemek, okumaktan daha sevaplıdır Peygamberimiz şöyle buyuruyor "Kim Allah'ın kitabından bir âyeti can kulağıyla dinlerse, onun için iki kat sevap yazılır" Kur'ân'ı dinleyen, dinleme sevabını aldığı gibi, tamamını dinleyen de aynı sevabı kat kat alır Kur'ân'ı bizzat okuyandan dinleyenin durumu böyle olduğu gibi kaset ve CD'lerden dinleyenler de aynı sevabı alırlar Yani Kur'ân'ı dinlemekle Kur'ân sevabını alan kimse, aynı zamanda hatim sevabını da alıyor Kur'ân'ın mealini okumak bir hatim olmasa da Kur'ân ilmiyle meşgul olunduğu için onun da ayrı bir sevabı mutlaka vardır.
kuranı takip etmek okumak sayılır mı